Yabancıların Türkiye’deki Menkul Yatırımları

Gelişmiş ya da gelişmekte olan tüm ülkelerin üzerinde durduğu önemli nokta yabancı yatırımcıları ülkesine çekebilmek. Bu yatırımlar doğrudan yatırımlar, gayrimenkul yatırımları veya menkul yatırımlar olabilir. Türkiye de benzer şekilde yıllardır bu yatırımları artırmaya ve ülkeye çekmeye çalışıyor.

Menkul kelimesi “taşınabilir” anlamına geliyor. Menkul yatırımlar ise gayrimenkul ve doğrudan yatırımlar dışında kalanları ifade ediyor. Hisse senetleri, devlet iç borçlanma senetleri(DİBS) ve şirket borçlanma senetleri menkul yatırımları oluşturuyor. Merkez bankası her hafta menkul kıymet istatistiklerini açıklıyor. Her hafta stok değerleri ile piyasa değeri ve kur hareketlerinden arındırılmış net değişimi takip etmek mümkün.

Menkul yatırımlar temel olarak hisse senedi ve DİBS’den oluşuyor. Bu yatırımlar Türkiye gibi dış tasarrufları yetersiz olan ülkelerin cari açık finansmanına yardım ediyor. Menkul yatırımların başka önemli faydaları da mevcut. Hisse senedi alan yabancılar Borsa İstanbul(BİST)’da işlem gören şirketlerin borsa değerinin artmasını sağlıyor. Bu durum ülke varlıklarının küresel değerinin daha fazla olmasıyla sonuçlanıyor. Şirket alımı ya da birleşmesi gibi doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında bedel şirketin borsa değeriyle ilişkili olarak hesaplandığından ülkeye giren doğrudan yatırım miktarını artırıyor.

BİST 100 endeksinin değeri TL cinsinden hesaplanıyor ancak yabancılar için önemli olan endeksin dolar cinsinden değeri. Endeksin 100.000 ve dolar kurunun 5,00 lira olduğu bir günün sonunda borsa endeksini 2 dolar olarak hesaplıyoruz. 2000 yılında ortalama 2,32$ olan endeksin 2001 krizinde 0,83$’a kadar gerilediğini, 2002 sonrasında istikrarlı şekilde yükselerek 2013 yılında 4,11$’a çıktığını sonrasında ise düzenli şekilde gerileyerek Brunson krizinden sonraki aylarda 1,3 dolara kadar indiğini görüyoruz. Güncel değer 1,88 dolar seviyesinde.

DİBS yatırımları kamu maliyesi açısından çok daha önemli konumda. Yabancıların tahvil alımı yapması ülkenin borçlanma maliyetlerini düşürüyor. Bu sayede ülkeler daha düşük faizle borçlanma imkanı elde ediyor. Bu durum sadece Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için değil Amerika gibi gelişmiş ülkeler için de önemli.

2002 yılında %62 olan Hazine’nin TL cinsi sabit faizli borçlanma maliyeti enflasyonun gerilemesi ve yabancı menkul yatırımların artması ile 2005’te %16,3’e geriledi. 2009 küresel krizinden önce %19,2 seviyesinde bulunan yıllık borçlanma maliyeti küresel ölçekteki merkez bankalarının parasal genişlemeye başlaması ile 2009’da %11,6’ya; 2013’te ise %7,6’ya indi. 2018’de yıllık maliyet %17,5; Kasım 2019’de ise %12,1 seviyesinde.

Dikkat edilirse Borsa İstanbul’un dolar bazında en yüksek seviyeye 2013’te ulaştığını; Hazine’nin borçlanma maliyetlerinin ise 2013’te en düşük seviyeye indiğini görüyoruz. BİST 100 endeksi 22 Mayıs 2013’te günü 93.178 puandan kapatmış(dönemsel zirve). Endeksi o günkü dolar kuru olan 1,84’e bölersek 5 doları aştığını görüyoruz. Mayıs 2013’te Hazine’nin TL cinsi sabit faizli borçlanma maliyeti tarihi düşük seviyeye(%5,7) gerilemiş.

Her iki olayda da temel etken yabancıların Türkiye’deki menkul yatırımlarının zirveye çıkması. 17.05.2013 haftasında Türkiye’de 82 milyar doları hisse senedi, 70 milyar doları DİBS olmak üzere toplam 152 milyar dolarlık menkul yatırımı bulunan yabancıların 30.08.2013 haftasında toplam hisse senedi ve DİBS yatırımlarının 105 milyar dolara gerilediğini görüyoruz. 22 Kasım 2019 haftasında yabancıların toplam menkul varlığı 48 milyar dolar seviyesinde.

Ne oldu da 22 Mayıs’te zirveye çıkan borsa ertesi günlerde gerileyerek 3 ayda 65 bin seviyesine kadar indi; Mayıs ayında tarihi düşük seviyeye inen Hazine’nin borçlanma maliyeti Haziran 2013’te %8,4’e çıktı. Bu durumun iddia edildiği gibi 27 Mayıs 2013’te başlayan ve yaklaşık 1 ay süren Gezi Parkı olayları ile pek ilişkisi yok. Çünkü dünyanın pek çok ülkesinde hisse senedi ve tahvil piyasasında benzer değişiklikler görüldü.

22 Mayıs 2013’te Fed Başkanı Bernanke parasal genişlemenin sonsuza dek sürmeyeceğini; ekonomide güvenilir ve istikrarlı bir ilerleme olması durumunda ilerleyen toplantılarda tahvil alımlarının azaltılabileceğini söyledi. 22 Mayıs 2013’te Fed bilanço büyüklüğünün küresel kriz öncesindeki 900 milyar dolardan 3,4 trilyon dolara yükseldiğini vurgulamakta fayda var. Bu açıklamalardan sonra dolar pek çok gelişmekte olan para birimine karşı değer kazandı. Menkul yatırımlar gelişmekte olan ülkelerden çıkmaya başladı.

Ülke olarak yabancıların ülkemize hemen her alanda yatırım yapmasını, ülkemizin bir cazibe merkez haline gelmesini istiyoruz. Ancak 2013’te zirveye ulaşan yabancıların menkul kıymet yatırımları halihazırda çok düşük seviyede. Haftalardır da yabancıların kayda değer miktarda net alım yapmadığını görüyoruz. Bu durumun ekonomik, siyasi, hukuki pek çok nedeni var ve bir başka yazının konusu olacak kadar geniş muhtevaya sahip. Ülkeyi yönetenlerin yapması gereken ise dışa açık bir ekonomide bu yatırımları artırabilmek olmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir