Tarım ve Hayvancılıkta Temel Göstergeler ve AB ile Rekabet

Dört mevsimin bir arada yaşandığı güzide bir ülkede yaşıyoruz. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye nüfus sıralamasında dünyada 18. sırada yer alırken; tarımsal alan bakımından 383 bin kilometre kare ile 31. sırada. Geçmiş yıllarda hep Türkiye ekonomisinin tarım ve hayvancılığa dayandığı; sanayileşme gayreti içerisinde olduğu söylenirdi. Bu sözün aslında çok da yanlış olmadığını görüyoruz.

Türkiye’nin son 20 yılına bakarsak tarım, ormancılık ve balıkçılığın GSYH içerisindeki payının giderek azaldığını görüyoruz. 2000 yılında %10 olan bu oran 2018 sonunda %5,8’e kadar gerilemiş durumda. Dünya genelinde tarım, ormancılık ve balıkçılığın GSYH içerisindeki oranı 2017 itibariyle %3,4. AB içerisinde en yüksek paya sahip olan ülke %4,3 ile Romanya. Fransa’da bu oranın %1,6; Almanya’da ise %0,7 olduğunu görüyoruz.

Avrupa Birliği ve aday ülkeler arasında 783 bin kilometre karelik yüzölçümü en büyük ülkeye sahibiz; 383 bin kilometre karelik tarımsal alan ile 1. sıradayız. Avrupa’da yüzölçümü bakımından bize en yakın ülke olan Fransa’nın 287 bin kilometre karelik tarımsal alanı bulunuyor.

Tuik’in Temmuz ayı verilerine göre tarım istihdamı 5 milyon 644 bin. Eurostat verilerine göre 2019’un 2. çeyreğinde 28 Avrupa ülkesinde tarım, ormancılık ve balıkçılık istihdamı 8 milyon 244 bin. 2018 sonunda Avrupa Birliği ülkelerinin toplam nüfusu 513 milyon iken Türkiye’nin nüfusu 82 milyon.

Siyasiler tarafından sıklıkla dile getirilen “Tarımsal üretimde Avrupa’da birinciyiz.” söyleminin bu veriler çerçevesinde pek de önemli olmadığı çok açık. Çünkü tarımsal alanda Avrupa ülkeleri arasında 1. sıradayız ve bu alanda çalışan nüfusumuz tüm AB ülkelerinin yarısından fazla.

Tarımda bazı ürünlerin ithalatında yüksek gümrük vergileri uyguluyoruz ve ürün rekoltesinin yeterli olmadığı dönemlerde ithalat yapıyoruz. Pek çok sebze, meyve türünde ithalat yapmadığımız gibi yüksek miktarda ihracat yapıyoruz. En büyük ithalat yaptığımız alanların başında yağlı tohum bitkileri geliyor. Her yıl 2 milyar dolar civarında ithalat yapıyoruz. Pamukta net ithalatçıyız; fındıkta büyük miktarda ihracat yapıyoruz. Her ne kadar buğday ithal edip un ihraç etmekle övünsek de buğday ithalat miktarının 2019’un ilk 9 ayında(2,2 milyar$) 2018’i geride bıraktığını; un ihracatının ise aynı seviyelerde kaldığını vurgulamakta fayda var.

Hayvancılıkta ise kanatlı eti üretiminde AB ile rekabet edebilir durumdayız ancak çeşitli nedenlerle(siyasi, tıbbi, akreditasyon vs.) AB ülkelerine ihracat yapamıyoruz. Artan üretim maliyetleri yakın dönemde en çok şikayet edilen konulardan. Kırmızı ette AB ülkeleri ile rekabet etme şansımız yok ve dünyanın en çok canlı hayvan ithalat eden ülkelerinden biriyiz. 2018’de canlı hayvan ithalatı 1,7 milyar dolara ulaştı; bu yılın ilk 9 ayında ise tüketimin de azalmasıyla ithalat 518 milyon dolara geriledi.

Avrupa Birliği ülkeleri ile tarım ve hayvancılık alanında rekabet edebildiğimiz az sayıda alan var ve bu alanlar giderek azalacak gibi görünüyor. Bilindiği gibi Avrupa Birliği’ndeki her ülke belirli ölçüde katkıda bulunarak bir AB Bütçesi oluşturuluyor ve bu bütçeden çeşitli alanlara harcama yapılıyor. Bu bütçenin büyüklüğü her yıl 150 milyar Euro civarında ve yaklaşık %40’ı sürdürülebilir büyüme: doğal kaynaklar için ayrılıyor. Bütçenin bu kısmı büyük ölçüde tarım ve hayvancılık desteklerini içeriyor.

Ülkemizde ise 2006 yılında çıkarılmış Tarım Kanunu mevcut ve bu kanunun 21. maddesine göre bütçeden tarımsal desteklere ayrılacak kaynağın GSMH’nın %1’inden az olmaması gerekiyor. Son yayımlanan orta vadeli planda 2020’de GSYH beklentisi 4 trilyon 872 milyar lira.  2020’de verilmesi planlanan destek ise 22 milyar lira. Oran binde 4, yani çıkarılan yasaya dahi uyulmuyor.

AB’nin 2020 bütçesi 153,6 milyar Euro ve sürdürülebilir büyüme: doğal kaynaklar için 58 milyar Euro harcanması planlanıyor. Tüm AB nüfusu 513 milyon; tarım, ormancılık ve balıkçılık alanında çalışan sayısı 8,2 milyon. Türkiye’de ise nüfus 82 milyon; tarım istihdamı 5,6 milyon ve 2020’de verilecek destek sadece 22 milyar lira. Tarım ve hayvancılıktaki diğer sorunları bir kenarda tutarsak bu kadar az destek ile Türkiye’nin AB ülkeleri ile rekabet edebilmesi pek mümkün görünmüyor.

“Tarım ve Hayvancılıkta Temel Göstergeler ve AB ile Rekabet” için bir yanıt

  1. tarım alanında bana göre en büyük sorunumuz ölçek ekonomisi dir.arazilerin miras yolu ile bölünerek küçülmesi ve tarım yapmanın ekonomik olmamasıdır.kendimde örnek vereyim;dedemin 420 dönüm tarlası vardı.bana kalan ise 34 dönüm o da tek parca değil.2-3 yıldır 20 dönümden aşagı tarlaları bölmüyorlar.geçmiş olsun.şimdilerde yeni bir rant kapısı bulmuşlar tekrar arazileri birleştirmeye çalışıyorlar.(cüzi bir bedelle)yargı yolu kapalı olarak?edirne enez de pilot bölge olarak başlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir