İlk 10’a Girmek Yerine İlk 20’de Kalalım

Ekonomide en önemli kavramlardan biri olan büyüme her hükümetin olduğu gibi Ak Parti Hükümeti’nin de öncelikli gündem maddelerinden biri. İktidar yetkilileri hemen her konuşmasında büyümenin öneminden, büyüme gerçekleşmelerinden ve hedeflerinden bahsediyor. 2013 yılında açıklanan 10. Kalkınma Planı’nda 2023 hedefleri, 2023’te ilk 10 ekonomi arasına girme iddiası sık sık vurgulanıyor. Peki ya 2023’e 3 yıl kala gerçekleşmeler ne durumda?

Büyüme verileri içerisinde en çok dikkate alınanlar reel büyüme ve USD bazındaki gayri safi yurt içi hasıla(GSYH). Reel büyümenin son 3 yılda azalması tartışma konusu olmayan bir gerçek. Diğer taraftan bir ülkenin GSYH’sının ve kişi başına düşen GSYH’nın dolar bazında artması tüm dünyada fiyatı dolar bazında belirlenen mallar için alım gücünü artırıyor. Hizmetlerin fiyatı ise daha çok ülke içerisindeki gelirler ve ücretlerle ilişkili.

İktidar 2013 yılında açıkladığı 10. Kalkınma Planı’nda 2023 yılı için GSYH hedefini 2 trilyon dolar olarak belirlemişti. O günlerde analiz yapan pek çok ekonomist bu hedefe ulaşmanın çok zor olduğunu söylüyor ve her yıl USD bazında artması gereken GSYH’yı hesaplıyordu. Bu kadar yüksek bir hedef konmasının nedenlerinden biri 2003-2013 yılları arasında TL’nin resmi enflasyon ya da deflatör kadar değer kaybetmemesi ve bu sayede dolar bazlı GSYH’nın koşar adımlarla ilerlemesiydi.

2003 yılında ortalama 1,49 olan dolar kuru 2013 yılında 1,90 olarak gerçekleşti. 10 yıllık artış sadece %27,5. 2003 sonundan 2013 sonuna kadar gerçekleşen birikimli TÜFE ise %119,88. Yani bu dönemde gerçekleşen USD bazlı GSYH’daki artışın en önemli sebebi Türk Lirası’nın resmi enflasyondan çok daha az değer kaybetmesi; reel olarak değer kazanması.

2013 yılında GSYH’nın rakamsal olarak ulaştığı zirvede 2016 yılında yapılan GSYH revizyonunun geriye doğru ilerletilmesi de etken. Bu revizyon ile 2015 yılındaki GSYH 141 milyar dolar artırıldı. Bu sayede 2013 yılında yakalanan zirve birkaç yıl gecikmeli de olsa daha belirgin hale gelmiş oldu. 2007 yılında gerçekleştirilen 126 milyar dolarlık yukarı yönlü revizyona hiç değinmiyorum.

2013-2020 dönemine bakarsak 2013 yılında ortalama 1,90 olan dolar kuru 2020 yılında 7,01 olarak gerçekleşti. 7 yıllık artış %268. 2013 sonundan 2020 sonuna kadar gerçekleşen birikimli TÜFE ise %120,43. Yani 2003-2013 arası ile 2013-2020 arasında TÜFE neredeyse aynı olmasına rağmen dolar kurunun yüzdesel artışları arasında olağanüstü fark var.

2013’te 137,2 olan yıllık GSYH endeksi 2020 yılında 179,0 olmuş; toplam reel artış %30,4. Ancak 2013 yılında Dünya Bankası verilerine göre 957 milyar dolar seviyesinde ve zirvede olan GSYH 2020 yılında 717 milyar dolara kadar gerilemiş durumda. Bu durumda şüphesiz 7 yıllık dolar kuru artışının %268 olması en büyük etken. 2013-2020 yılları arasında dolar kuru 2003-2013 dönemine benzer şekilde %27,5 artsaydı 2020’de ortalama dolar kuru 2,42 olacak ve dolar bazlı GSYH 2 trilyon doları aşmış olacaktı. Bu 2 dönem arasındaki TL’nin değer kaybının bu kadar farklı olmasının nedeni başka bir yazının konusu.

Son 3 yılda Türkiye’nin ekonomik büyümesi potansiyelinin çok altında. 2018’de %2,8; 2019’da %0,9; 2020’de %1,8 büyüme yakalanabilmiş durumda. Gerek reel büyümenin azalması gerekse TL’nin enflasyondan çok fazla değer kaybetmesi nedeniyle 2013-2020 yılları arasında dolar bazında küçülen Türkiye Ekonomisi 2016’da Endonezya’nın, 2018’de Hollanda ve Suudi Arabistan’ın gerisine düştü. 2020 verilerine göre İsviçre’nin de gerisine düşerek son 5 yılda 4 basamak birden gerilemiş ve 20. Sıraya inmiş olacak.

Hükümet her ne kadar 2023’te en büyük ilk 10 ekonomi arasında gireceğini sık sık dile getirse de gerek düşük büyüme oranları gerekse de TL’nin aşırı değer kayıpları Türkiye Ekonomisi’ni 2020 yılında 20. sıraya geriletmiş durumda. Önümüzdeki 3 yılda da bu durum pek değişecek gibi görünmüyor. 2023 yılında 20. Sıradan ilk 10 sıra içine yükseleceğimiz iddia edilmektense ilk 20’de kalma hedefinin vurgulanması daha gerçekçi olacak. Alt sıralardaki rakiplerimiz ise 600 milyar$ civarındaki ekonomik büyüklüğe sahip Tayvan ve Polonya.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir