Ekonomik Küçülmenin Faydaları!

Ülkede bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin azalması anlamına gelen ekonomik küçülme ülkelerin, ekonomi yetkililerinin, özellikle de yöneticilerin hiçbir zaman istemediği bir durum. Ekonomik küçülmenin pek çok olumsuz sonucu var ancak en olumsuz yanı hiç şüphesiz işsizliği artırması. Ancak bu durumun ülkemiz gibi kronik cari açık veren, yüksek dış borcu olan ve enerjide dışa bağımlı ülkelerde bazı olumlu yanlarının da olduğunu bilmekte fayda var.

Türkiye gibi dış tasarrufları yeterli olmayan ve kronik cari açık veren ülkelerde yüksek büyüme oranları istenilen bir durum değil. Bu nedenle geçmişte büyümenin çok hızlı olduğu dönemlerde büyümeyi azaltmak için önlemler dahi alındı. 2018’in son çeyreğinden itibaren Türkiye ekonomisi yıllık bazda 3 çeyrek küçüldü. Küçülmeden çıkılan 2019’un 3. çeyreğinde ise yıllık bazda büyüme sadece %0,9. Bu durum pek çok olumsuzluk yanında bazı olumlu göstergeleri de ortaya çıkardı.

Ekonomik küçülme ile yıllardır eleştirilen yüksek dış ticaret açığımız önemli ölçüde geriledi. 2019’da dış ticaret açığımız 2018’deki 55 milyar$ seviyesinden 31 milyar$’a indi. Bu azalışta en büyük etken ithalatın 223 milyar$’dan 202 milyar$’a inmesi oldu. Gayri safi yurtiçi hasıla(GSYH) büyümesinin %7,4 olduğu 2017 yılında dış ticaret açığı 76,8 milyar$’a kadar yükselmişti.

Dış ticaret açığının azalması cari açığın da gerilemesiyle sonuçlanıyor. 2018 yılının Haziran ayında 57 milyar$ olan yıllıklandırılmış cari açık, 2019 yılının Haziran ayında sıfırlanarak artıya geçti. Eylül ayında 5 milyar doların üzerine çıkan yıllıklandırılmış cari fazla ekonominin büyümeye başlamasıyla tekrar azalmaya başladı. Muhtemelen 2019 sonunu 1 milyar$ civarında cari fazla ile kapatıp, 2020’nin ilk aylarında cari açığa döneceğiz.

Küçülme ile tüketimin azalması ve cari fazla verilmesi ülkenin net dış borç ödemesine olanak sağlıyor. Özellikle kredi talebinin azalmasıyla ülke(şirketler, bankalar) net dış borç ödeyicisi durumuna geçiyor. 2018’in 1. Çeyreğinin sonunda 465 milyar dolara ulaşarak rekor kıran brüt dış borç stoku, 2019’un 3. Çeyreğinde 433 milyar dolara kadar geriledi. Bu durumun finansman imkanlarının azalması ile de gerçekleşebileceğini vurgulamakta fayda var.

Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkelerin ekonomisi küçülünce enerji tüketimi ve ithalatı azalıyor. Bu durumu akaryakıt, doğalgaz ve elektrik tüketiminde görmek mümkün. Ülkemizde tüketilen akaryakıtın büyük kısmı motorin. Petder verilerine göre ilk 11 ayda motorin tüketimi geçen yılın aynı dönemine göre %4,4 azalmış. 2018’in tamamında da toplam motorin tüketiminin %2,8 azaldığını düşünürsek tüketimin 2 yıl öncesinin çok daha gerisinde olduğunu söylemek mümkün.

Enerjide en yüksek oranda dışa bağımlı olduğumuz alan doğalgaz. 2017’de 53,8 milyar metreküp olan doğalgaz tüketimimiz, 2018’de 49,3 milyara gerilemişti. 2019’da sanayide, konutlarda ve elektrik üretiminde kullanılan doğalgazın azalmasına bağlı olarak tüketimin bu yıl 46 milyar metreküpe inmesi mümkün. Bu durum Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığımızı azaltmak ve alternatif kaynaklara yönelmek için büyük fırsat.

Elektrik üretimi ülkemizde yıllardır tartışılan ve gelecekte arz güvenliğinin tehlikeye gireceği iddia edilen bir alandı. 2019 yılında ekonominin büyümemesine bağlı olarak, 4. çeyrek büyümesi açıklanmadı, elektrik tüketimi %1’e yakın azaldı. Toplam tüketim 2018’deki 292,1 milyar kilovat saatten 2019’da 290,4 milyar kilovat saate geriledi. Bu durum elektrik üretiminde daha fazla yerli kaynak kullanılmasına imkan sağladı. Örneğin Ekim 2019’da geçen yılın aynı ayına göre doğalgazdan elektrik üretimi %34’ten %21’e geriledi; hidroelektrik santrallerden elektrik üretimi %7’den %18’e çıktı.

Ekonomik küçülmenin başta işsizlik olmak üzere pek çok olumsuz sonucu var. Ülkeler, ekonomi yetkilileri, siyasiler ekonomik büyümeyi artırabilmek; küçülmeyi engellemek için pek çok tedbir alıyor. Diğer taraftan küçülmeye bağlı olarak Türkiye gibi kronik cari açık veren, dış borcu yüksek olan ve enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı ülkeler için faydalar da sunabiliyor. Ancak bu durum kısa-orta vadede mümkün ve ülkelerin en kısa sürede büyümeye adım atması gerekiyor.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir