Ekonomi Politikalarında Bir İleri Bir Geri

1961 yılında Uluslararası Para Fonu(IMF) ile ilk anlaşmasını yapan Türkiye 2001 krizi sonrasında atılan adımlar, IMF anlaşması ve AB süreciyle ekonomide pek çok reform gerçekleştirdi. Türkiye tek parti iktidarında bu reformların da katkısıyla 2003-2007 döneminde güçlü büyüme oranları ve makroekonomik göstergelerde önemli iyileşmeler sağladı. Yüksek büyüme, küresel 2009 krizi sonrasında da devam etti.

Son birkaç yıldır makroekonomide ilginç ve kalıcı fayda getirmeyen adımların atıldığına; bu adımların ise kısa süre sonra geri çekildiğine şahit oluyoruz. Bu durum ülke ekonomisine fayda getirmekten öte uzun vadede zarar verebilecek nitelikte. Özellikle Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın görevden affı sonrasında geçmiş yıllarda alınan pek çok karar iptal edildi.

Merkez Bankası bilindiği üzere her gün fonlama yaparak piyasanın TL ihtiyacını gideriyor. Temel fonlama aracı 1 hafta vadeli repo olan TCMB, 2017 yılının başından beri geç likiditeden piyasaya TL veriyordu. Bunu politika faizini artırmamak ve gerektiğinde fonlama maliyetini para politikası toplantısı yapmadan düşürebilmek için yapıyordu. Fonlama maliyetiyle politika faizi arasındaki fark çok açıldı ve 28 Mayıs 2018’de faizlerde sadeleşmeye karar verildi . %8 olan politika faizi(1 hafta repo) 1 Haziran 2018’de %16,50’ye çıkarıldı. Geç likiditeden fonlama kademeli olarak azaltılarak 8 Haziran’da sıfırlandı.

Covid-19 salgını sonrasında çok farklı fonlama kanallarını(GLP, repo, kotasyon vs) kullanan TCMB, 19 Kasım 2020 tarihli duyurusunda yine sadeleşme yoluna gitti ve fonlama faizi olarak 1 hafta vadeli repoyu kullanacağını ilan etti. Kademeli olarak 1 haftalık repo fonlaması dışındaki tüm fonlama türleri azaltıldı ve 7 Kasım tarihinde TL fonlama maliyeti politika faizine(%15) ulaştı. Kısacası yakın geçmişte piyasa fonlamasında pek çok alternatif yol kullanan TCMB nihayet politika faizine geri döndü.

Merkez Bankası’nın yakın dönemde aldığı kararlardan biri de kredi büyümesine bağlı zorunlu karşılık uygulaması. 19 Ağustos 2019 tarihinde alınan karar ile TCMB istenilen miktarda kredi büyümesi yakalayan bankaların daha az zorunlu karşılık ödemesini ve daha yüksek oranda zorunlu karşılık faizi almasını sağlıyordu. Daha sonra 7 Mart 2020 tarihinde, verilen kredilerin sektörleri ve vadeleri değerlendirilerek zorunlu karşılık uygulanmasına başlandı. 27 Kasım 2020’de alınan karar ile tüm bu uygulamalar kaldırıldı ve zorunlu karşılıklarda sadeleşmeye gidildi.

Yakın geçmişte Merkez Bankası dışındaki kurumların attığı ve sonrasında geri çekilen çok sayıda adım var. Bunların başında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu(BDDK)’nun swap sınırlamaları geliyor. Brunson krizinden hemen sonra, 13 Ağustos 2018’de açığa TL satışlarını engellemek için swap miktarının özkaynaklara oranı %50’ye çekildi. Oran kademeli olarak düşürülerek 12 Nisan 2020’de %1’e kadar indirildi. Daha sonra sonra oran 25 Ağustos 2020’de %10’a çıkarıldı; sonrasında ilave esneklikler getirildi. Swap sınırlamaları böylece büyük ölçüde azaltılmış oldu.

BDDK’nın adım attığı ve sonrasında vazgeçtiği adımlardan biri de bankalara aktif rasyosu uygulamasıydı. Nisan ayında alınan karar ile bankaların kredi, menkul kıymet, TCMB swapı, mevduat gibi parametrelerini belirli bir formüle göre tutturmaları isteniyordu. Hedefi tutturamayan bankalara para cezası verilecekti. Özel bankaları kredi vermeye zorladığı gerekçesiyle eleştirilen ve çok sayıda revizyona tabi tutulan aktif rasyosu formülü ve uygulama 24 Kasım 2020’de tamamen kaldırıldı.

BDDK 21 Mayıs 2019’de 100.000 Dolar ve üzeri döviz alımlarında belirli istisnalar çerçevesinde 1 iş günü valör uygulaması getirmişti. Bu karardan 1 yıl sonra ise 100 gram ve üzerinde altın alımlarında valör uygulanmaya başlandı. Bu kararlar ile hızlı alım ve satımların önüne geçilmek istenmişti. Bugün basına yansıyan haberlere göre BDDK altın ve döviz alımlarında 1 iş günü valör uygulamasını kaldırmış.

1998 yılında %0,1 olarak uygulanmaya başlanan kambiyo vergisi 2008 yılında sıfırlanmıştı. 15 Mayıs 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı Kararı ile %0,1’e yükseltilen vergi, 7 Aralık 2009’da %0,2’ye; 24 Mayıs 2020’de %1’e çıkarıldı. Yaklaşık son 1,5 yıldır hayatımızda olan döviz alımlarındaki vergi 30 Eylül 2020 tarihinde Cumhurbaşkanı Kararı ile %0,2’ye çekildi.

Son birkaç yılda ekonomi yönetimi pek çok önemli adım attı. Bu adımların çoğunun faydasız olduğu hatta orta-uzun vadede faydadan çok zarar getireceği ekonomistler tarafında sıkça dile getiriliyordu. Beklenildiği gibi de oldu ve kısa vadeli olumlu etkiler dışında faydası görülemedi. Bunun sonucunda bu uygulamaların birçoğu tamamen ya da büyük ölçüde kaldırıldı. Ekonomide atılan adımlar uzun vadede ekonomiye katkı sağlayacaksa atılmalı; aksi durumda faydadan çok zarar getirebilecek değişiklikler yapılmamalı. Bu durum hem büyük-küçük yerli yatırımcılar hem de yabancı yatırımcılar için önem arzediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir