Biz Bize Yeter Miyiz?

En başta söylemek gerekirse yazının konusu Mart ayının sonunda Cumhurbaşkanı’nın başlattığı Biz Bize Yeteriz Türkiyem adlı bağış kampanyası değil. Yıllar önce ilkokul çağlarında öğrencilere Türkiye’nin dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri olduğu söylenirdi. Bugünlerde bu söylem olmadığı gibi böyle bir durumu iddia eden de yok. Tüm dünya ülkelerinin kendilerine yeterli olmadığı alanlar var. Peki gerçekten ekonomik açıdan biz bize yeter miyiz?

Geçmişte Türkiye’de sorun olan bazı ekonomik dengesizlikler vurgulanırdı. Kronik cari açık, devasa bütçe açıkları, yüksek enflasyon ve buna bağlı olarak yüksek faiz. 2002 yılı sonrasında başa gelen tek parti iktidarı döneminde yüksek enflasyon ve yüksek faiz görece kontrol altına alındı. Ancak yine de gelişmekte olan ülke ortalamalarının hala üzerinde enflasyon ve faize sahip olduğumuzu vurgulamakta fayda var. Ülkemizde 90’lı yılların baş belası olan yüksek bütçe açıkları 2002-2006 yılları arasında hızla kontrol altına alındı. Halihazırda ise kamu maliyesinde bozulmalar olduğunu; Brunson krizi sonrasında ve koronavirüs salgını nedeniyle bütçe performansının geçmiş yıllara göre kötüleştiğini söyleyebiliriz.

Yazının odaklanacağı noktalar ülkemizin cari dengesi ve rezerv varlıkları. Çünkü bir ülkenin kendi kendine yetmesi daha çok bu kavramlarla ilişkili. Çoğu kez vurgulandığı gibi kronik olarak yüksek miktarda cari açık veren bir ülkeyiz. 2002-2008 yılları arasında tek parti iktidarı döneminde cari açık miktarı istikrarlı şekilde yükseldi. 2008’e kadar artıp 2009 krizinde 11,3 milyar dolara kadar gerileyen cari açık 2011 yılında 74,4 milyar dolara çıkarak nominal ve oransal olarak tarihi zirvesini gördü.

Ödemeler dengesi verilerini açıklayan Merkez Bankası’nın son revize ettiği verilere göre 2019’da Türkiye 8,6 milyar dolar cari fazla verdi. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2019 yılında Türkiye’nin ekonomik büyümesi sadece %0,9 oldu. Geçmiş yıllara da bakılırsa cari fazla verilen yılların genellikle ekonomik kriz yaşanan, iç tüketimin çakıldığı, ithalatın çöktüğü yıllar olduğunu görüyoruz.

Hemen her yıl verilen cari açık çeşitli yollarla finanse ediliyor. Cari açığın finanse edilemediği yıllarda Türk Lirası değer kaybederken, cari açığın fazlasıyla finanse edildiği yıllarda Türk Lirası değer kazanıyor. Cari açığı doğrudan yabancı sermaye yatırımları, uzun-kısa vadeli dış borçlanma ve portföy yatırımları ile finanse etmek mümkün. Cari açığın finanse edilip edilemediğini temel olarak ödemeler dengesi altındaki finans hesabı ile net hata ve noksan kalemlerinden takip edebiliyoruz.

Net hata ve noksan kalemi ülkeye giren ya da ülkeden çıkan döviz kaynaklarının muhasebeleştirilemeyen kısmını ifade ediyor. Diğer tüm başlıklar alt alta toplanıp mevcut rezerv ile karşılaştırılıyor. Mevcut rezerv olması gerekenden fazla ise net hata ve noksan kaleminden ülkeye döviz girişi olduğu; az ise çıkış olduğu ortaya konuyor. Yani aslında cari açığının finanse edilip edilemediğini ödemeler dengesi istatistiklerindeki finans hesabından görebiliriz.

Finans hesabı altında ülkeye giren ya da ülkeden çıkan doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları, dış borçlar (yükümlülük oluşumu, varlık edinimi) yer alıyor. Son 20 yılda finans hesabından ülkemize hemen her yıl kaynak girişi olmuş. Bu durumun tek istisnası 14 milyar dolar çıkış olan 2001 yılı.  Cari fazla ise son 20 yılda 2001(3,7 milyar$) ve 2019(8,6 milyar$) yıllarında verilmiş. Cari açık verilen son 20 yılın 18’inde finans hesabından kaynak girişleri olmuş.

Cari açık miktarından daha fazla dış kaynağın finans hesabı ve net hata ve noksan kaleminden ülkeye durumunda ülkenin rezerv varlıkları artarken, daha az dış kaynağın girmesi durumunda ülkenin rezerv varlıkları azalıyor. Son 20 yılda rezerv varlıklar en fazla 2005 yılında(23,2 milyar$) artarken, en çok 2001 krizinde(12,9 milyar$) azalmış. 2005 yılında 20,9 milyar dolar cari açık verildiğini, 2001 krizinde ise 3,7 milyar dolar cari fazla verildiğini vurgulayalım.

2020 yılının ilk 4 ayına ait ödemeler dengesi istatistikleri mevcut. İlk 4 ayda cari açık 885 milyon dolardan 12,8 milyar dolara yükseldi. Finans hesabından çıkış 887 milyon dolardan 8,5 milyar dolara çıktı. 2019’un ilk 4 ayında net hata ve noksandan giriş 2 milyar$ iken, bu yıl ilk 4 ayda 3,7 milyar$ çıkış var. Tüm bunların sonucunda 2019’un ilk 4 ayında ülkenin rezerv varlıkları 278 milyon$ artarken bu yıl aynı dönemde 25,1 milyar$ azalmış durumda.

Ülke olarak kendimize yetebilmemiz için en başta cari dengeye sahip olmalı, olamıyorsak cari açığı finanse etmeli ya da rezerv varlıklarımızla finansmanı sürdürmeliyiz. 2020 yılının ilk 4 ayında rezerv varlıklarımızın 25,1 milyar$ azaldığını; bu süreçte ise USD/TL paritesinin 5,95’ten 6,98 seviyesine yükseldiğini görüyoruz. İlk 4 ayda yüklü rezerv azalmasına rağmen TL’deki değer kaybıyla biz bize yetmiş durumdayız. Bakalım cari açık verileceği düşünülen önümüzdeki aylarda rezerv varlıklarımız ne şekilde değişecek ve kendimize yeterli durumda olmaya devam edecek miyiz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir